Make your own free website on Tripod.com

TÜRK BİLİM  POLİTİKASI

 

 

 

TÜRK  BİLİM  POLİTİKASI

Türkiye' de iktisadıyla, istihbaratıyla, kuruluşlarıyla, ileriye yönelik plan ve programlarıyla üstün ve tutarlı bir bilim politikasının varolduğunu söylemek son derece güçtür. Yeni Üniversiteler Kanunu' nun çıkarılıp Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)' nun kurulması; ilk toplantısını 30 Ekim 1985' de yapan "Bilim ve Teknoloji Kurulu" ' nun teşkil edilmesi, 1983' den itibaren Türk bilim politikasının tespiti çalışmaları ve bu çalışmaların "Türk Bilim Politikası 1983-2003" adlı (7) 257 sayfalık bir kitapta toplanması müspet gelişmeler olarak zikredilebilir. Fakat belirtilen kitaptaki tespitlere ve araştırma alanlarının kabul edilen önem derecelerine tamamen katılmak imkânsızdır. Mesela bütün dünyada son derece önem kazanan ve adeta ilk sıraları işgal eden "neuroscience" konusuna belirtilen kitapta hiç yer verilmemiş, diğer konuların tespiti de multidisipliner olmayan bir anlayışla belirlenmiştir. Yukarıda adı geçen kitapta farmakoloji, insan fizyolojisi ve biyokimya en son grup olan "dördüncü öncelikle desteklenecek bilim dalları" arasına konmuştur.

Diğer taraftan Türkiye' nin bugün en az İsrail kadar bir "Bilim Bakanlığı" ' na ihtiyaç duyduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca Türkiye' de sadece bilim üretmeyi gaye edinen geniş imkânlı, akademik kadrolu, büyük araştırma enstitülerini ve "Türkiye Bilimler Akademisi" ' ni kurmak böylece bilim üretimini en etkili biçimde desteklemek, yeni araştırıcıların yetişmesini sağlamak ve bilime seviye kazandırmak gerekmektedir. TÜBİTAK' ın bu konudaki çalışmaları küçümsenemez, fakat yeterli olmadığını da herkes bilmekte ve görmektedir. Eksikler tamamlanmalı, aksayan taraflar değiştirilip düzeltilmelidir.

  BASIN  VE  TRT

Bilim üretimi için mutlaka gereken seçkin insan gücünü elde edebilmemiz için, daha orta öğretimden başlamak üzere, gençliğimizi "bilim adamı olma" amacıyla coşturmak ve büyük bir çoğunluğun ihtirasla bilime sarılmasını sağlamak gerekir. En zeki ve üstün yetenekli gençler, çok para ve sadece şan, şöhret getiren meslekleri değil, milletimize iyi bir gelecek ve itibar kazandıracak temel araştırma alanlarını seçmelidirler. İşte bütün bunların olabilmesi için basın ve TRT ' ye de büyük görevler düşmektedir (8). Günlük gazeteler her gün astrolojiye en az birer kolon ayırdıkları halde, temel fen bilimlerine ayda bir kolon bile ayırmamaktadırlar. Halbuki basın ve TRT bilime, bilim haberlerine ve bilim adamlarının başarılarına ne kadar çok yer verecek olsa bilim yolunu seçecek gençlerin sayısı o kadar artar.

    BÜYÜK  ENDÜSTRİ KURULUŞLARI, ŞİRKET  VE  VAKIFLAR

 Türkiye' de büyük endüstri kuruluşları, şirketler ve vakıflar genel olarak araştırma-geliştirmeye para ayırmayı, araştırıcıları desteklemeyi ve bünyelerinde temel fencileri istihdam etmeyi henüz düşünme safhasına bile gelmemişlerdir. Halbuki çeşitli bilim dallarında araştırma enstitülerinin ve araştırma laboratuarlarının kurulması, araştırma projelerinin ve genç araştırıcıların desteklenmesi sadece devletin veya üniversitelerin görevi değil, özel endüstri kuruluşlarının ve bütün zenginlerin severek yapmaları gereken işlerdendir. Türkiye' deki bazı özel kuruluş ve vakıflar, araştırma projelerini ve genç araştırıcıları desteklemenin ve araştırma laboratuarlarını kurmanın en az bir spor kulübü kurmak, ödül dağıtmak, fakirlere yardım etmek kadar önemli görev olduğunu bilmek ve öğrenmek zorundadırlar.

İngiltere' de sadece nörolojik bilimlerle ilgili araştırmaları destekleyen 24 tane büyük vakıf ve hayır kurumu bulunmaktadır (9). 1984 İngiltere' sinde hayır kurumları tıbbi araştırmalar için 89 milyon sterlin harcadı.

1984 İngiltere' sinde hayır kurumları tıbbi araştırmalar için 89 milyon sterlin harcadılar. Tıbbi araştırmalar kurumu (MRC) ise aynı yol 113 milyon sterlin harcadı. Yapılan hesaplara göre 1987-1988 yıllarında hayır kurumlarının aynı maksat için harcayacakları miktar 133 milyon sterline ulaşarak, aynı dönemde tıbbi araştırmalar kurumunun harcayacağı 131 milyon sterlinde kalacaktır (10).

Amerika, Japonya, İsviçre ve diğer ülkelerden benzer örnekler verilebilir. Bir İtalyan ilaç firması (FIDIA Spt), Vaşington' daki Georgetown Üniversitesine bağlı ve nöroanatomi, fizyoloji ve nörofarmakolojiden ibaret olan bir nörosayıns (sinir bilimleri) enstitüsü kuracağını ve 20 yıl süreyle bu enstitüye 62 milyon dolar para ayıracağını açıklamıştır  (11).

Biz de ise ilaç firmaları ancak bazı bilimsel toplantılarda kullanılmak üzere basit kalem-kâğıt dağıtmakta ve meşrubat giderlerini karşılamaktadır.

Hayvan ve bitki vakıfları, vakıf hayvan hastaneleri dahil çok çeşitli hayır kurumuna vücut veren bir milletin, bugün yeterli hayır kurumlarına sahip olmaması ve hatta eskilerini bile koruyamaması ne kadar acıdır.

Son yıllarda Türkiye' de sayın Cumhurbaşkanımız Kenan Evren' in gayret ve teşvikleriyle çok güzel bir milli gelenek yeniden başlatıldı. "Kendi okulunu kendin yap" sloganı benimsendi ve yüzlerce hayırsever yurttaşımız bulundukları bölgelere okullar yaptılar. Sevinilecek bu tablo, milletimize meselenin önemi anlatıldığında, ona yol gösterip önder olunduğunda hiçbir şeyi esirgemeden hayır kurumlarına yardım yapabildiğini göstermektedir. İnancımız odur ki, bu gün gerek Türkiye sınırları içerisinde gerekse bizden çok uzaklarda kalmış eski topraklarımızda binlerce camii, hastane, kervansarayı, çeşme, okul, medrese ve daha pek çok çeşit vakfın ve hayır kurumunun banisi olan şerefli insanların torunları yeni vakıflar, yeni hayır kurumları kurma ve yaşatma hasletine sahiptirler.

Yapılacak iş hayırsever zenginlere yol göstermek, temel fen bilimlerinin önemini anlatmak onların üniversitelerde, araştırma kurumlarında ve orta öğretimde kendi adlarını ebedileştirecek araştırma laboratuarları kurmalarını sağlamaktır. En kısa zamanda Türkiye' de temel fen bilimleri alanında yapılacak olan araştırmaları destekleyecek çok sayıda vakıf kurulmazsa, devletin ayıracağı paralar bu işe yetmeyecek ve bütün dünyada devam eden amansız bilim yarışını tamamen terk etmek durumunda kalacağız.

 

 * Bu çalışma, 9-12 Eylül 1986 yılında Kayseri' de yapılan Türk Fizyolojik Bilimler Derneği XII. Ulusal Kongresi' nde sunulmuştur.

 

Prof. Dr. Cafer MARANGOZ

Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi 
Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
SAMSUN

 

                  -5-